İçeriğe geç

Hematokrit nedir ?

Güneşin Altında Kaybolan Düşler

Bugün Kayseri’de, penceremin önünde otururken, bir yandan güneşin saçlarıma vurmasını izliyor, bir yandan da içimde fırtınalar kopuyordu. Her zamanki gibi not defterimi açtım; kelimeler, duygularımın tek limanıydı. Ama bugün farklıydı. Bugün kan tahlili günüydü. Annem hep sorardı: “Oğlum, kanını kontrol ettirdin mi?” Ben ise hep erteledim, çünkü korkuyordum. Ama artık erteleyemezdim; içimde bir merak, bir kaygı vardı.

Hematokritle Tanışmak

Laboratuvara girdiğimde kalbim deli gibi atıyordu. O beyaz önlüklü hemşire gülümsedi ve “Hematokrit ölçümü için buradasınız, değil mi?” dedi. O an garip bir rahatlama hissettim, çünkü uzun zamandır duyduğum ama anlamını tam bilmediğim bir kelimeydi: hematokrit. Hematokrit, kanımda kırmızı kan hücrelerinin oranını gösteriyordu. Yani demek oluyor ki, bu küçük sayı aslında vücudumun bana ne kadar enerji vereceğinin, nasıl hissettiğimin, belki de ruh halimin bir göstergesiydi.

İğne bana dokunduğunda, gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Kanım tüpe dolarken, içimde hem bir korku hem de bir heyecan vardı. Hematokrit değerim normal çıkarsa sevinirdim; düşükse üzülürdüm. Ama en çok merak ettiğim şey, bu değerin bana kendimi nasıl hissettirdiğiydi.

Kırmızı Hücrelerin Dansı

İşte o an, içimde bir metafor belirdi: kırmızı kan hücreleri, küçük dansçılar gibi damarlarımda dolaşıyorlardı. Bazen eksik, bazen fazla, bazen de tam yerinde… Hayatımın kendisi gibi. Düşündüm, her gün yaşadığımız küçük hayal kırıklıkları, heyecanlar, umutlar, hepsi bu hücreler gibi dengede mi?

O gün, laboratuvarın sessizliğinde kendimi daha önce hiç hissetmediğim kadar çıplak hissettim. Hematokrit değerim düşük çıktı. İlk başta bir sarsıntı oldu içimde; yavaş yavaş bir hayal kırıklığı, bir iç sıkıntısı sardı beni. Ama sonra düşündüm: Bu sadece bir sayıydı. Beni tanımlayan, tüm değerimi ölçen bir şey değildi.

Duygular ve Kan

Dışarı çıktığımda Kayseri’nin o güzel sokaklarında yürüyordum. Rüzgar saçlarımı dağıtırken, içimde hem bir boşluk hem de bir umut vardı. Hematokrit, yani kırmızı kan hücrelerim, düşük olabilir, ama ben hâlâ yürüyebiliyor, hâlâ hissedebiliyor, hâlâ yazabiliyordum. Bu bana bir şey öğretti: bazen bir sayı, bir tahlil, hayatın kendisini değil, sadece bir anlık halimizi gösterebilir.

O gün defterime yazdım: “Hematokrit, içimdeki ritmin küçük bir aynası. Düşükse üzülürüm, yüksekse sevinirim. Ama önemli olan, hissetmeye devam etmek, yazmaya devam etmek, yürümeye devam etmek.”

Bir Umut Işığı

Akşam olunca evime döndüm. Penceremin önüne oturdum, gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Kanımdaki kırmızı hücreler, belki biraz az, ama hâlâ oradaydılar. Ben de hâlâ buradaydım. Hayat bazen düşürdüğü yüklerle gelir, ama her zaman yeniden toparlanacak bir yol vardır.

O an fark ettim ki hematokrit sadece tıbbi bir terim değil, aynı zamanda kendime dair farkındalığımın bir simgesiydi. Vücudumu anlamak, kendimi anlamak demekti. Ve işte o yüzden, defterime bir kez daha yazdım: “Düşük değerler, hayal kırıklıkları, kaygılar… Hepsi geçer. Ama hissetmek, umut etmek, yazmak hep kalır.”

Son Söz

Bazen insan sadece bir sayıyı ölçtüğünü sanır; ama aslında kendi içini, kendi kırılganlığını, kendi umutlarını ölçer. Hematokrit, benim için öyle oldu. Kırmızı kan hücrelerim bana hayatımı hatırlattı; her eksik parça bir boşluk, her dolu parça bir güç demekti. Ve ben hâlâ buradayım, hâlâ hissediyorum, hâlâ yazıyorum.

Hayat, tıpkı hematokrit gibi; bazen düşük, bazen yüksek, ama her zaman devam ediyor. Ve ben de her gün biraz daha güçlü, biraz daha duygusal, biraz daha gerçek oluyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
hiltonbet yeni girişbetexper güvenilir mielexbetgiris.orgTürkçe Forum